BUDİZM NEDİR?
TARİHİ VE EKOLLERİ (MEZHEPLERİ)
I - II - III BÖLÜM —
Buddha, Öğretinin Doğuşu ve Budizm'in Asya'ya Yayılışı
Giriş: Budizm
Nedir?
Budizm,
yaklaşık iki bin beş yüz yıl önce Hint alt kıtasında ortaya çıkan; insanın acı,
tatminsizlik, arzu, benlik, ölüm ve varoluş sorunlarını merkezine alan büyük
bir dinî, felsefi ve ruhsal gelenektir. Bugün “Budizm” dediğimiz yapı tek bir
inanç sistemi, tek bir mezhep veya değişmeden günümüze ulaşmış homojen bir
öğreti değildir. Hindistan'dan Sri Lanka'ya, Orta Asya'dan Çin'e, Kore'den
Japonya'ya, Tibet'ten Moğolistan'a ve Güneydoğu Asya'ya kadar yayılan Budizm,
girdiği hemen her coğrafyada yeni düşünce, uygulama ve kültürel biçimler
geliştirmiştir.
Bu
nedenle başlıkta okuyucu açısından anlaşılır olması için “mezhepler” kelimesini
kullansak da Budizm söz konusu olduğunda ekol, okul, gelenek veya silsile
kavramları çoğu zaman daha doğrudur. Theravada, Mahayana ve Vajrayana arasındaki
ilişkileri başka dinlerdeki mezhep ayrımlarının birebir karşılığı gibi düşünmek
yanıltıcıdır.
Budizm
aynı zamanda “din mi, felsefe mi?” sorusuna tek kelimelik cevap vermeyen bir
gelenektir. Tapınakları, manastırları, rahip ve rahibeleri, kutsal kabul edilen
metinleri, ritüelleri, hac merkezleri ve kozmolojileri vardır; bu yönüyle
açıkça dinî bir gelenektir. Fakat aynı zamanda zihin, bilinç, benlik, ahlak ve
gerçekliğin doğası üzerine son derece gelişmiş felsefi sistemler meydana
getirmiştir. Bunların yanında meditasyon ve zihinsel disiplin üzerine kurulu
uygulamalı bir yaşam yoludur.
Budizm'i
yalnızca “ateist bir felsefe” diye tanımlamak da eksiktir. Geleneksel Budist
kozmolojilerinde devalar, farklı varoluş alanları ve çok sayıda doğaüstü unsur
bulunur; fakat evreni yaratan ve bütün varoluşu yöneten tek bir yaratıcı Tanrı,
öğretinin zorunlu merkezi değildir.
Buddha'nın temel sorusu şudur: İnsan
neden acı çeker ve bu acıdan özgürleşmek mümkün müdür?
1. Budizm'den
Önce Hindistan
Budizm
boşlukta ortaya çıkmadı. Siddhartha Gautama'nın yaşadığı dönemde Hint alt
kıtası büyük dinî, toplumsal ve düşünsel değişimler geçiriyordu. Vedik
gelenekler ve Brahman rahiplerinin ritüelleri önemliydi. Bunun yanında
özellikle Ganj havzasında kentleşme, ticaret, yeni siyasal oluşumlar ve
toplumsal dönüşümler yaşanıyordu.
Yerleşik
dinî otoritenin dışında yaşayan gezgin münzeviler, filozoflar ve ruhsal
arayıcılar da bulunuyordu. Bunlar genel olarak Şramana hareketleri içerisinde
değerlendirilir. Şramanalar tek bir inancı temsil etmiyordu: kimi ağır
çilecilik uyguluyor, kimi meditasyonla özgürleşmeyi arıyor, kimi karma ve
yeniden doğuş üzerine düşünüyor, kimi de dönemin metafizik kabullerini
sorguluyordu. Jainizm de bu geniş düşünsel ortam içerisinde gelişmişti.
Dolayısıyla
karma, yeniden doğuş, meditasyon ve özgürleşme gibi meseleler Buddha'dan önce
de Hint düşünce dünyasında tartışılıyordu. Buddha'nın özgünlüğü, bu mirası
kendine özgü bir teşhis ve özgürleşme yolu içinde yeniden yorumlamasında
yatıyordu.
Şekil 1 —
Buddha'nın yaşamıyla ilişkilendirilen başlıca merkezler. Şematik harita.
2. Siddhartha
Gautama: Tarihsel Buddha
“Buddha”
kişinin özel adı değildir; yaklaşık olarak “Uyanmış Olan” anlamına gelen bir
unvandır. Tarihsel Buddha, Siddhartha Gautama veya Pali biçimiyle Siddhattha
Gotama olarak bilinir. Şakya topluluğuna mensup olduğu için daha sonra
Şakyamuni — “Şakyaların Bilgesi” — adıyla da anılmıştır.
Buddha'nın
kesin doğum ve ölüm tarihleri modern tarihçilik açısından tartışmalıdır.
Geleneksel kronolojiler MÖ 6.-5. yüzyılları işaret ederken modern
araştırmaların önemli bölümü onu genel olarak MÖ 5. yüzyıl çevresine
yerleştirir. Hayatının ayrıntıları ise büyük ölçüde ölümünden sonra kuşaklar
boyunca aktarılan Budist kaynaklarından gelmektedir. Bu nedenle tarihsel
Gautama ile zaman içinde gelişmiş kutsal biyografi arasında her zaman kesin bir
sınır çizmek mümkün değildir.
Yine
de tarihsel çekirdek açıktır: Kuzey Hindistan-Nepal çevresinde Gautama adında
bir ruhsal öğretmen ortaya çıkmış, çevresinde bir öğrenci topluluğu oluşturmuş
ve bu hareket zamanla dünyanın büyük dinî ve felsefi geleneklerinden birine
dönüşmüştür.
3. Dört Görü ve
Büyük Terk Ediş
Geleneksel
Budist biyografisine göre Siddhartha ayrıcalıklı ve korunaklı bir hayat
içerisinde büyüdü. Fakat sarayın dışındaki dünyayla karşılaşması hayatını
değiştirdi: bir yaşlı, bir hasta, bir ölü ve dünyadan elini çekmiş bir ruhsal
arayıcı gördü. Budist gelenekte bunlar “Dört Görü” olarak anlatılır.
Bu
anlatının tarihsel ayrıntılarından bağımsız olarak sembolik anlamı güçlüdür.
İnsan genç, zengin, güçlü ve sağlıklı olabilir; fakat bunların hiçbiri kalıcı
değildir. Yaşlanma, hastalık, ayrılık ve ölüm insan varoluşunun önüne koyduğu
temel gerçeklerdir.
Eğer bütün bunlar kaçınılmazsa
insanın gerçek özgürlüğü nerede olabilir?
Geleneksel
anlatıya göre Siddhartha saray hayatını, ailesini ve toplumsal konumunu geride
bırakarak ruhsal arayışa çıktı. Dönemin meditasyon öğretmenlerinden eğitim
aldı, ardından aşırı çileciliğe yöneldi. Açlık ve bedensel yoksunlukla
kendisini ölümün sınırına kadar götürdü. Sonunda hazlara bağımlılığın da bedene
eziyet etmenin de özgürlük olmadığını gördü. Buradan Budizm'in temel
ilkelerinden biri doğdu: Orta Yol.
4. Bodh Gaya:
Uyanış
Siddhartha
sonunda günümüz Hindistan'ının Bihar eyaletindeki Bodh Gaya'ya ulaştı ve bir
incir ağacının altında meditasyona oturdu. Bu ağaç Budist gelenekte Bodhi Ağacı
— Uyanış Ağacı — olarak anılacaktır. Geleneksel anlatıya göre Siddhartha,
hakikati kavramadan bulunduğu yerden kalkmamaya karar verdi.
Meditasyonunun
sonunda cehaletin, arzunun ve tutunmanın canlıları nasıl bağladığını; koşullu
varoluşun geçiciliğini ve acı döngüsünün nasıl meydana geldiğini kavradı.
Böylece bodhi, yani “uyanış” gerçekleşti. Siddhartha artık yalnızca arayan kişi
değildi; Buddha, yani Uyanmış Olan olarak anılacaktı.
Şekil 2 —
Buddha'nın ilk öğretisinin omurgasını oluşturan Dört Yüce Gerçek.
5. Sarnath ve
Dharma Çarkının İlk Döndürülmesi
Uyanışından
sonra Buddha öğretisini başkalarına aktarmaya karar verdi. İlk önemli
öğretisini günümüz Varanasi'sinin yakınındaki Sarnath'ta, geleneksel anlatıdaki
Geyik Parkı'nda verdi. Budist gelenek bu olayı “Dharma Çarkının İlk
Döndürülmesi” olarak adlandırır.
Burada
Budist öğretinin temel çatısını meydana getiren Dört Yüce Gerçek ortaya konur:
Dukkha vardır; dukkha'nın nedenleri vardır; dukkha sona erebilir; bu sona erişe
götüren bir yol vardır. Bu yol Sekiz Aşamalı Yüce Yol'dur.
6. Dukkha:
“Hayat Acıdır” Demekten Daha Fazlası
Budizm
hakkında en sık tekrarlanan cümlelerden biri “Hayat acıdır” ifadesidir. Fakat
Pali dilindeki dukkha yalnızca fiziksel acı anlamına gelmez. Tatminsizlik,
huzursuzluk, kırılganlık, istediğini elde edememek, sevdiğini kaybetmek, sahip
olduğunu kaybetmekten korkmak, yaşlanmak ve ölmek de bu kavramın alanına girer.
Buddha'nın
yaklaşımı bu nedenle basit bir kötümserlik değildir. Bir doktorun hastalığı
teşhis etmesine benzetilebilir: önce problem görülür, sonra nedeni araştırılır,
ardından iyileşmenin mümkün olup olmadığı sorulur ve son olarak tedavi yolu
uygulanır. Dört Yüce Gerçek'in mantığı büyük ölçüde böyledir.
7. Sekiz Aşamalı
Yüce Yol
Buddha'nın
önerdiği yol sekiz unsurdan oluşur: Doğru Görüş, Doğru Niyet, Doğru Söz, Doğru
Eylem, Doğru Geçim, Doğru Çaba, Doğru Farkındalık ve Doğru Konsantrasyon.
Bunlar bilgelik, etik ve zihinsel eğitim olmak üzere üç büyük alanda
toplanabilir.
Şekil 3 —
Sekiz Aşamalı Yüce Yol. Budist yaşam yolu yalnızca meditasyondan değil; görüş,
niyet, etik davranış ve zihinsel eğitimden oluşur.
Bu
nedenle Budizm'i yalnızca meditasyona indirgemek yanlıştır. Saatlerce
meditasyon yapmak, etik davranış ve bilgelikten koparıldığında yolun bütününü
temsil etmez.
8. Varoluşun Üç
Özelliği
Budist
düşüncede koşullu varoluşun üç temel özelliği anicca, dukkha ve anatta
kavramlarıyla açıklanır. Anicca geçiciliktir: beden, duygular, düşünceler,
ilişkiler, toplumlar ve siyasal yapılar sürekli değişir. Dukkha, geçici olana
kalıcıymış gibi tutunmanın doğurduğu tatminsizliktir. Anatta ise değişmeyen,
bağımsız ve ebedî bir benlik fikrinin sorgulanmasıdır.
Anatta
“hiçbir şey yoktur” veya “insan yoktur” demek değildir. Budizm insanı beden,
duyum, algı, zihinsel oluşumlar ve bilinç gibi sürekli değişen süreçlerin
bileşkesi olarak inceler; değişimin arkasında hiçbir zaman değişmeyen bağımsız
bir öz bulunduğu varsayımını sorgular.
9. Bağımlı
Ortaya Çıkış
Budist
düşüncenin en derin ilkelerinden biri Pratityasamutpada, yani Bağımlı Ortaya
Çıkış öğretisidir. En basit biçimiyle: “Bu varsa şu ortaya çıkar; bu ortadan
kalkarsa şu da ortadan kalkar.” Hiçbir olgu tamamen kendi başına ortaya çıkmaz;
nedenlere ve koşullara bağlıdır.
Bir
ağacın tohuma, toprağa, suya ve güneşe bağlı olması gibi insanın bedeni, dili,
düşünceleri ve kişiliği de sayısız koşulun birleşiminden doğar. Bu ilke
ilerleyen yüzyıllarda Mahayana Budizmi'nin Şunyata — Boşluk — öğretisinin
felsefi zeminlerinden biri olacaktır.
10. Karma,
Samsara ve Yeniden Doğuş
Popüler
kültürde karma çoğu zaman “birine kötülük yaparsan evren sana aynısını yapar”
biçiminde anlatılır. Oysa Budist karma anlayışının merkezinde niyetli eylem
bulunur. Düşünceler, sözler ve davranışlar hem çevrede hem de kişinin zihinsel
eğilimlerinde sonuçlar meydana getirir. Karma, görünmez bir kozmik hâkimin ceza
dağıtması değildir.
Geleneksel
Budizm yeniden doğuş öğretisini kabul eder ve doğum-ölüm döngüsündeki koşullu
varoluşu Samsara olarak adlandırır. Ancak Budizm değişmeyen bir ruhu reddettiği
için “yeniden doğan nedir?” sorusu büyük bir felsefi problem yaratır. Genel
yaklaşım, aynı ebedî ruhun bir bedenden diğerine taşınmasından çok nedensel
sürekliliği vurgular.
Bunu
açıklamak için kullanılan klasik benzetmelerden biri bir mumun başka bir mumu
yakmasıdır: ikinci alev birincinin aynısı değildir, fakat ondan tamamen
bağımsız da değildir.
11. Nirvana: Bir
Cennet Değil, Özgürleşme
Budizm'in
nihai özgürleşme ideali Nirvana'dır. Kelimenin çağrışımlarından biri
“sönme”dir; fakat burada sönen insan değil, açgözlülük, nefret, cehalet ve körü
körüne tutunmadır. Bu nedenle Nirvana'yı başka dinlerdeki cennet düşüncesinin
Budist karşılığı gibi görmek doğru değildir. Nirvana öncelikle özgürleşmeyi
ifade eder.
12. Sangha ve
Budist Toplumun Oluşması
Buddha'nın
çevresinde giderek büyüyen öğrenci topluluğuna Sangha adı verildi. Zamanla
keşişler ve rahibeler için ayrıntılı disiplin kuralları gelişti. Ancak Budist
toplum yalnızca manastır mensuplarından oluşmuyordu. Laik takipçiler manastırları
yiyecek, giysi ve maddi destekle ayakta tutarken manastır toplulukları
Dharma'yı koruyor, öğretiyor ve aktarıyordu.
Bu
karşılıklı ilişki Budizm'in yüzyıllar boyunca ayakta kalmasını sağlayan en
güçlü toplumsal yapılardan biri oldu.
13. Parinirvana
ve Öğretinin Korunması
Buddha'nın
geleneksel anlatıya göre yaklaşık seksen yaşında öldüğü kabul edilir. Budist
gelenekte bu olay Parinirvana olarak adlandırılır. Buddha'nın ölümünün ardından
önemli bir sorun ortaya çıktı: kendisi arkasında kendi eliyle yazılmış bir
kutsal kitap bırakmamıştı. Öğretiler sözlü olarak aktarılıyordu.
Budist
gelenek, önde gelen öğrencilerin öğretileri ve manastır kurallarını korumak
amacıyla bir araya geldiği konsillerden söz eder. Birinci Konsil anlatısında
Ananda'nın söylevleri, Upali'nin ise manastır disiplinini aktardığı kabul
edilir. Modern tarihçilik bu ilk konsillerin ayrıntılarını bütünüyle
doğrulanmış tarihsel tutanaklar olarak değil, geleneksel hafızayla birlikte
değerlendirir.
14. İlk Budist
Okullar
Zaman
içinde Sangha içerisinde disiplin ve öğreti yorumlarına ilişkin farklılıklar
gelişti. Erken dönemde Sthavira ve Mahasanghika çevreleri gibi ayrışmalar
ortaya çıktı; sonraki yüzyıllarda çok sayıda erken Budist okul oluştu.
Geleneksel kaynaklarda sık sık “18 okul” ifadesi geçse de farklı listeler
bulunduğu için bu sayı kesin bir tarihsel katalog olarak görülmemelidir.
Önemli
nokta şudur: Budizm, Buddha'nın ölümünden sonra tek merkezden yönetilen yekpare
bir kurum olarak gelişmedi. Çeşitlilik çok erken tarihlerden itibaren Budist
dünyanın yapısal özelliklerinden biri oldu.
15. İmparator
Aşoka: Budizm'in Tarihini Değiştiren Hükümdar
Budizm
tarihindeki en önemli siyasi kişilerden biri MÖ 3. yüzyılda hüküm süren Maurya
İmparatoru Aşoka'dır. Aşoka'nın yönetimi Hint alt kıtasının çok büyük bir
bölümünü kapsıyordu. Kalinga Savaşı'nın yarattığı yıkımın ardından şiddet ve
yönetim üzerine düşüncelerinin değiştiğini kendi fermanlarından da izlemek mümkündür.
Şekil 4 —
Aşoka dönemi ve Budist kurumların geniş bir siyasal coğrafyada himaye edilmesi.
Şematik gösterim.
Aşoka
Budist kurumlarını destekledi, kutsal mekânlarla ilgilendi ve imparatorluğun
farklı bölgelerine kaya ve sütun fermanları yerleştirdi. Bununla birlikte
yazıtlarındaki Dhamma kavramını yalnızca dar anlamda “Budizm'i devlet dini
yapmak” şeklinde yorumlamak doğru değildir. Ahlak, merhamet, toplumsal
sorumluluk, hayvanlara yönelik tutum ve farklı dinî topluluklara saygı gibi
daha geniş ilkeler de vurgulanır.
Theravada
tarih geleneği Sri Lanka'ya Budizm'in güçlü biçimde yerleşmesini Aşoka
dönemiyle ve özellikle Mahinda ile Sanghamitta'nın faaliyetleriyle
ilişkilendirir. Böylece Budizm Hint alt kıtasının ötesinde kalıcı kurumsal
merkezler oluşturmaya başladı.
16. Stupa:
Budist Hafızanın Mimariye Dönüşmesi
Erken
Budist dünyanın en karakteristik yapılarından biri stupadır. Başlangıçta kutsal
kişilerin kalıntılarıyla ilişkili anıtsal höyük biçimlerinden gelişen stupa,
zamanla Buddha'nın varlığını, Dharma'yı, aydınlanmayı ve Budist kozmolojiyi
temsil eden güçlü bir sembole dönüştü.
Şekil 5 —
Stupanın temel mimari unsurları. Sanchi gibi büyük stupalar bu mimari geleneğin
en önemli tarihsel örneklerindendir.
Stupanın
çevresinde saat yönünde dolaşmak — pradakshina — önemli bir ibadet uygulamasına
dönüştü. Stupaların kapıları ve korkulukları aynı zamanda Buddha'nın yaşamı,
önceki doğum hikâyeleri ve Budist sembollerle ilgili zengin bir görsel kültür
geliştirdi.
17. Buddha'nın
İnsan Biçiminde Tasviri: Gandhara ve Mathura
Erken
Budist sanatta Buddha her zaman insan biçiminde gösterilmiyordu. Boş taht,
Bodhi ağacı, Dharma çarkı, ayak izleri veya stupa onun varlığını
simgeleyebiliyordu. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda ise Buddha'nın insan
biçimindeki tasvirleri yaygınlaştı.
Bu
gelişmede Gandhara ve Mathura iki büyük sanat merkezi olarak öne çıkar.
Gandhara, günümüz Pakistan ve Afganistan çevresinde Hint, İran, Orta Asya ve
Helenistik sanat dünyalarının karşılaştığı bir kültür bölgesiydi. Mathura ise
Kuzey Hindistan'ın güçlü yerel heykel geleneklerinden birini temsil ediyordu.
Şekil 6 —
Gandhara ve Mathura sanat çevrelerinin Buddha imgesinin gelişimine katkıları.
Bu
nedenle “Buddha heykelini Yunanlar icat etti” gibi basit açıklamalar tarihsel
tabloyu aşırı indirger. Hellenistik etkiler özellikle Gandhara sanatında
önemlidir; ancak insan biçimindeki Buddha tasvirinin gelişimi Mathura gibi Hint
merkezleriyle birlikte ele alınmalıdır.
18. İpek Yolu:
Dinlerin ve Fikirlerin Büyük Koridoru
İpek
Yolu tek bir yol değildi. Çin'i, Orta Asya'yı, Hindistan'ı, İran dünyasını ve
daha batıdaki bölgeleri birbirine bağlayan geniş bir kara ve ticaret ağları
sistemiydi. Bu ağlarda yalnızca ipek ve baharat değil, diller, sanat biçimleri,
metinler, teknolojiler ve dinler de taşınıyordu.
Budist
keşişler, tüccarlar ve gezginler bu güzergâhları kullanarak Orta Asya'ya
ulaştılar. Khotan, Kucha ve Dunhuang gibi merkezlerde manastırlar kuruldu,
mağara tapınakları oluşturuldu ve Budist metinler farklı dillere çevrildi.
Böylece Budizm doğuya doğru ilerlerken kendisi de değişmeye başladı.
19. Budizm'in
Asya'ya Yayılışı
Şekil 7 —
Budizm'in Asya'ya yayılışındaki başlıca tarihsel hatlar. Şematik harita.
Güney
yönünde Sri Lanka büyük bir merkez haline geldi. Zamanla Sri Lanka ile
Güneydoğu Asya arasında güçlü manastır ilişkileri oluştu ve Theravada geleneği
Myanmar, Tayland, Laos ve Kamboçya'da baskın Budist gelenek haline geldi.
Kuzey
ve kuzeydoğu yönünde ise Gandhara ve Orta Asya üzerinden Çin'e ulaşan yollar
belirleyici oldu. Çin'de Budizm, Konfüçyüsçülük ve Daoizm gibi köklü düşünce
gelenekleriyle karşılaştı. Sanskritçe ve Orta Asya dillerindeki Budist
kavramların Çinceye çevrilmesi, yalnızca dilsel değil felsefi bir dönüşüm
yarattı.
Çin
Budizmi zamanla Tiantai, Huayan, Saf Toprak ve Chan gibi büyük gelenekler
geliştirdi. Chan Kore'de Seon, Japonya'da ise Zen adıyla yeni biçimler kazandı.
Japonya'da ayrıca Tendai, Shingon, Jodo ve Nichiren gibi son derece etkili
okullar ortaya çıktı.
Tibet'te
Budizm özellikle MS 7.-9. yüzyıllardaki ilk yayılma ve 10.-12. yüzyıllardaki
ikinci yayılma süreçleriyle güçlü biçimde kurumsallaştı. Hint Mahayana ve
tantrik gelenekleri burada yerel kültürle karşılaşarak daha sonra Vajrayana
veya Tibet Budizmi dediğimiz son derece zengin yapıyı oluşturdu.
20. Küçük Bir
Topluluktan Büyük Bir Medeniyet Ağına
Şekil 8 —
Buddha'dan Budizm'in büyük Asya geleneklerine uzanan yaklaşık tarihsel gelişim
çizgisi.
Birkaç
yüzyıl içerisinde olağanüstü bir dönüşüm yaşandı. Kuzey Hindistan'da dolaşarak
insanlara acının nedenini ve özgürleşmenin yolunu anlatan bir öğretmenin
çevresindeki küçük Sangha; Sri Lanka'ya, Orta Asya'ya, Çin'e, Kore'ye,
Japonya'ya, Tibet'e ve Güneydoğu Asya'ya uzanan büyük bir medeniyet ağına
dönüştü.
Fakat
Budizm'in yayılması yalnızca aynı öğretinin farklı ülkelere kopyalanması
değildi. Her coğrafyada yeni sorular soruldu, yeni metinler öne çıktı, farklı
meditasyon teknikleri gelişti, yeni sanat biçimleri ve kurumlar ortaya çıktı.
Bir
Sri Lankalı Theravada keşişi, Çinli Saf Toprak takipçisi, Japon Zen rahibi ve
Tibetli Vajrayana uygulayıcısı tarihsel Buddha'ya saygı duyabilir; karma,
Samsara, Dharma ve özgürleşme gibi ortak kavramları paylaşabilir. Buna rağmen
kullandıkları metinler, ritüeller, meditasyon yöntemleri ve felsefi açıklamalar
oldukça farklı olabilir.
Budizm artık tek bir nehir değil;
aynı tarihsel kaynaktan çıkan, farklı coğrafyalardan geçen ve zaman zaman
yeniden birleşen büyük bir nehirler sistemi haline gelmiştir.
I. Bölümün
Sonucu
Budizm'in
ilk dönemini anlamadan sonraki ekolleri anlamak mümkün değildir. Dört Yüce
Gerçek, Sekiz Aşamalı Yol, karma, Samsara, Nirvana, anicca, dukkha, anatta ve
Bağımlı Ortaya Çıkış gibi kavramlar sonraki bütün Budist geleneklerin üzerinde
tartışacağı ortak zemini oluşturmuştur.
Fakat
Buddha'nın ölümünden sonraki yüzyıllarda asıl büyük soru giderek değişti:
Buddha'nın öğretisi nasıl yorumlanmalı ve uyanışa giden yol nasıl
uygulanmalıdır? İşte bu soru Theravada'nın, Mahayana'nın büyük felsefi
okullarının, Saf Toprak'ın, Chan/Zen'in ve daha sonra Vajrayana'nın tarihsel
gelişimini anlamamızın anahtarıdır.
II.
Bölümde bu büyük gelenekleri tek tek ele alacağız: Theravada'nın Pali Kanonu ve
arhat ideali; Mahayana'nın bodhisattva anlayışı; Nagarjuna ve Madhyamaka;
Yogacara; Buddha-doğası; Saf Toprak; Chan/Zen ve Doğu Asya Budizmi.
Görsel Notu ve
Kaynak Yaklaşımı
Bu
bölümdeki harita ve şemalar, makalenin anlatımını desteklemek amacıyla özel
olarak hazırlanmış öğretici görsellerdir; tarihsel sınırların ayrıntılı
akademik atlas karşılığı olarak kullanılmamalıdır. Buddha'nın yaşam tarihleri,
ilk konsiller ve erken okul ayrımları gibi konularda geleneksel Budist
anlatılar ile modern tarihsel araştırmaların kesinlik düzeyleri birbirinden
ayrılmıştır.
II. BÖLÜM —
Theravada, Mahayana vet Dour Asia Budizminin Büyük Ekolleri
Giriş:
Buddha'dan Sonra Tek Bir Budizm Yoktu
I.
Bölümde Buddha'nın yaşadığı tarihsel ortamı, temel öğretisini, Sangha'nın
doğuşunu ve Budizm'in Hindistan'dan Asya'nın farklı bölgelerine yayılmasını ele
aldık. Bu yayılma yalnızca coğrafi değildi. Öğreti farklı diller, toplumlar ve
felsefi geleneklerle karşılaştıkça yeni yorumlar, metinler ve uygulama
biçimleri ortaya çıktı.
Budizm
tarihini anlamanın en önemli şartlarından biri, Theravada, Mahayana ve
Vajrayana'yı birbirinden tamamen kopuk üç ayrı din gibi görmemektir. Aralarında
ortak tarihsel kökler, etik ilkeler, meditasyon uygulamaları ve temel kavramlar
vardır. Fakat kurtuluş idealinin nasıl yorumlanacağı, hangi metinlerin otorite
kabul edileceği ve Buddhalığın anlamı gibi konularda önemli farklılıklar
gelişmiştir.
Şekil 1 —
Budizmin üç büyük tarihsel gelenek ailesinin genel görünümü. Vajrayana III.
Bölümde ayrıntılı ele alınacaktır.
1. Theravada:
“Yaşlıların Öğretisi”
Theravada
sözcüğü yaklaşık olarak “Yaşlıların Öğretisi” anlamına gelir. Günümüzde başlıca
Sri Lanka, Tayland, Myanmar, Laos ve Kamboçya'da güçlü olan bu gelenek, yaşayan
Budist gelenekler arasında erken Budist metin ve manastır mirasının en önemli
taşıyıcılarından biridir.
Bununla
birlikte Theravada'yı doğrudan “Buddha'nın hiç değişmeden kalmış ilk ve tek
özgün mezhebi” olarak tanımlamak tarihsel açıdan aşırı basitleştiricidir.
Theravada da yüzyıllar boyunca yorumlar, reformlar, manastır silsileleri ve
yerel kültürlerle etkileşim içinde gelişmiştir.
Theravada
geleneğinde Pali dili son derece önemlidir. Buddha'nın Pali konuştuğunu kesin
olarak söyleyemeyiz; Pali, erken Budist sözlü ve yazılı geleneklerin
korunmasında kullanılan edebî bir Orta Hint dilidir. Theravada'nın kutsal metin
külliyatı Pali Kanonu veya Tipitaka adıyla bilinir.
2. Tipitaka: “Üç
Sepet”
Şekil 2 — Pali Kanonu'nun üç ana bölümü.
Tipitaka
üç büyük koleksiyondan oluşur. Vinaya Piṭaka keşiş ve rahibelerin disiplin
kurallarını ve manastır yaşamına ilişkin düzenlemeleri içerir. Sutta Piṭaka
Buddha'ya ve bazı önde gelen öğrencilerine atfedilen söylevlerin geniş
koleksiyonudur. Abhidhamma Piṭaka ise öğretiyi zihinsel ve fenomenolojik
kategoriler halinde sistematik biçimde çözümleyen metinlerden oluşur.
Pali
Kanonu'nun yazıya geçirilmesi geleneksel olarak Sri Lanka'da MÖ 1. yüzyıl
civarına bağlanır. Bu, içerdiği bütün metinlerin o tarihte oluşturulduğu
anlamına gelmez; külliyat uzun bir sözlü aktarım ve derleme tarihinin ürünüdür.
Theravada
dünyasında ayrıca büyük bir yorum literatürü gelişti. MS 5. yüzyılda yaşayan
Buddhaghosa'nın Visuddhimagga — “Arınma Yolu” — adlı eseri etik, meditasyon ve
bilgelik eğitimini sistematik biçimde açıklayan en etkili Theravada
metinlerinden biri haline geldi.
3. Arahant
İdeali
Theravada
geleneğinde özgürleşmenin klasik modeli arahanttır. Arahant, cehalet, nefret ve
açgözlülüğün köklerini ortadan kaldırarak yeniden doğuş döngüsünden özgürleşmiş
kişiyi ifade eder. Buddha ile arahant arasında önemli bir ayrım bulunur:
Buddha, Dharma'nın unutulduğu bir çağda yolu kendi uyanışıyla yeniden keşfeden
ve başkalarına öğreten kişidir; arahant ise Buddha'nın gösterdiği yolu
izleyerek özgürleşmeye ulaşır.
Bu
durum Theravada'da bodhisattva idealinin hiç bulunmadığı anlamına gelmez.
Gelecekte Buddha olmayı amaçlayan bodhisatta yolu da bilinir; ancak çoğu
uygulayıcı açısından klasik ve daha doğrudan hedef arahantlık olmuştur.
Şekil 3 —
Arahant ve Bodhisattva ideallerinin temel vurguları.
4. Theravada'da
Meditasyon: Samatha ve Vipassana
Theravada
meditasyon geleneğinde samatha ve vipassana özellikle önemlidir. Samatha zihnin
sakinleştirilmesi, istikrarlı hale getirilmesi ve yoğunlaşmanın
geliştirilmesiyle ilgilidir. Vipassana ise fenomenlerin geçicilik, dukkha ve
benliksizliği açısından doğrudan görülmesine yönelik içgörü pratiğini ifade eder.
Modern
dünyada “vipassana meditasyonu” bazen Budizm'den bağımsız bir farkındalık
tekniği gibi sunulur. Oysa tarihsel Theravada bağlamında vipassana etik
eğitimden, karma anlayışından ve özgürleşme hedefinden kopuk değildir.
19.
ve 20. yüzyıllarda Myanmar, Sri Lanka ve Tayland'daki reform hareketleri
meditasyonu laik uygulayıcılar arasında da yaygınlaştırdı. Modern mindfulness
hareketinin bazı damarları daha sonra bu canlanmalardan etkilendi.
5. Theravada
Orman Geleneği
Tayland
ve çevresinde gelişen Orman Geleneği sade yaşamı, disiplinli manastır
pratiğini, meditasyonu ve doğrudan deneyimi öne çıkaran önemli bir modern
Theravada hareketidir. Ajahn Mun Bhuridatta ve daha sonraki Ajahn Chah gibi
öğretmenler bu geleneğin uluslararası tanınmasında etkili olmuştur.
Orman
burada yalnızca huzurlu bir doğal çevre değildir. Konfor ve sosyal
alışkanlıklardan uzaklaşarak korku, arzu, yalnızlık ve benlik duygusuyla
doğrudan karşılaşmanın ortamıdır.
6. Mahayana
Nasıl Ortaya Çıktı?
Mahayana
“Büyük Araç” veya “Büyük Taşıt” anlamına gelir. Fakat Mahayana'nın bir gün
toplanan bir kurul tarafından kurulmuş yeni bir mezhep olduğunu düşünmek
yanlıştır. Modern araştırmalar, Mahayana'nın MÖ 1. yüzyıl ile MS ilk yüzyıllar
arasında farklı bölgelerde gelişen metin, ibadet ve bodhisattva yönelimli
hareketlerin zamanla oluşturduğu geniş bir gelenek olduğunu göstermektedir.
Şekil 4 —
Mahayana'nın ortaya çıkışı tek bir kopuş değil, yüzyıllara yayılan bir
gelişmedir.
İlk
Mahayana takipçilerinin her yerde ayrı manastırlarda yaşadığı da söylenemez.
Mahayana yönelimli keşişlerin başka Budistlerle aynı manastır disiplinini
paylaşarak farklı sutraları ve farklı kurtuluş ideallerini benimsemiş olması
mümkündür. Bu nedenle Mahayana'yı basitçe “Theravada'dan ayrılan mezhep” diye
anlatmak yanıltıcıdır.
7. Bodhisattva:
Yalnız Kendisi İçin Değil
Mahayana'nın
en güçlü simgesi bodhisattvadır. Bodhisattva, nihai Buddhalığa ulaşmayı yalnız
kendi özgürleşmesi için değil, bütün duyarlı varlıkların yararı için amaçlayan
kişidir.
Bu
yönelimin merkezindeki kavram bodhicitta'dır: bütün varlıkların yararı için
uyanışa ulaşma niyeti. Böylece bilgelik ile şefkat birbirinden ayrılamaz hale
gelir. Kişi gerçekliğin doğasını anlamaya çalışırken aynı zamanda başkalarının
acısını azaltma sorumluluğunu üstlenir.
Bodhisattva
yolunda pāramitālar, yani “mükemmellikler” önemli yer tutar. Cömertlik, etik
davranış, sabır, gayret, meditasyon ve bilgelik klasik altı pāramitā olarak öne
çıkar.
Mahayana açısından soru yalnızca “Ben
nasıl kurtulurum?” değil, “Uyanışımı bütün canlıların yararıyla nasıl
birleştiririm?” sorusudur.
8. Mahayana
Sutraları ve Prajñāpāramitā
Mahayana'nın
gelişimi yeni sutra külliyatlarının ortaya çıkışıyla yakından bağlantılıdır.
Prajñāpāramitā — Bilgeliğin Mükemmelliği — metinleri bunların en etkili
gruplarından biridir. Bu geniş literatür farklı uzunluklarda eserlerden oluşur;
Kalp Sutrası ve Elmas Sutra daha sonraki dönemlerin en tanınmış Mahayana
metinleri arasına girmiştir.
Prajñāpāramitā
literatürünün merkezindeki fikirlerden biri şunyata, yani “boşluk”tur. Fakat
boşluk nihilizm değildir. Bir şeyin boş olması, onun kendi başına, ilişkilerden
bağımsız, değişmez ve kendinden kaynaklanan bir özden yoksun olması anlamına
gelir.
Şekil 5 —
Şunyata öğretisini anlamak için bağımlı ortaya çıkış: varlıklar vardır, fakat
bağımsız ve değişmez özler olarak değil.
9. Nagarjuna ve
Madhyamaka
Mahayana
felsefesinin en etkili düşünürlerinden biri yaklaşık MS 2.-3. yüzyıllarda
yaşamış Nagarjuna'dır. Onunla ilişkilendirilen Madhyamaka — Orta Yol —
geleneği, şunyata öğretisini güçlü bir felsefi çözümlemeye dönüştürdü.
Nagarjuna'nın
temel eleştirisi svabhava, yani şeylerin kendi başına var olan değişmez içsel
doğaya sahip olduğu düşüncesine yönelir. Eğer her şey nedenlere, koşullara,
parçalara, kavramlara ve ilişkilere bağlı olarak ortaya çıkıyorsa hiçbir
fenomen bütünüyle bağımsız bir öz taşıyamaz.
Burada
kritik ayrım şudur: “Boş” olmak “var olmamak” değildir. Bir masa vardır ve
üzerinde çalışabiliriz; fakat masa ağaç, emek, parçalar, dilsel sınıflandırma
ve kullanım ilişkilerinden bağımsız, kendi kendine var olan metafizik bir öz
değildir.
Madhyamaka
böylece iki uçtan kaçınır: şeyleri değişmez özlere sahip mutlak varlıklar sayan
ebediyetçilik ve hiçbir şeyin anlamlı biçimde var olmadığını ileri süren
nihilizm.
10. İki Hakikat
Madhyamaka
geleneğinde geleneksel hakikat ve nihai hakikat ayrımı önemlidir. Günlük
yaşamda insanlar, nesneler, nedenler ve sonuçlar hakkında konuşuruz; bu dil
bütünüyle anlamsız değildir. Bu düzey geleneksel hakikattir.
Nihai
çözümlemede ise hiçbir fenomenin bağımsız ve değişmez bir özünün bulunmadığı
görülür. Nihai hakikati geleneksel dünyayı yok eden ikinci bir gizli evren gibi
düşünmek de yanlıştır. Madhyamaka'nın inceliği, iki düzeyi birbirinden
koparmadan değerlendirmesidir.
11. Yogācāra:
Zihin ve Deneyimin Büyük Analizi
Mahayana'nın
Hindistan'daki diğer büyük felsefi geleneği Yogācāra'dır. Özellikle Asaṅga ve
Vasubandhu'nun MS 4.-5. yüzyıllardaki çalışmaları bu okulun sistematik biçim
kazanmasında belirleyici oldu. Yogācāra Çin, Japonya ve Tibet Budizmi üzerinde
çok büyük etki bıraktı.
Yogācāra
bazen basitçe “her şey zihindir” diyen idealist bir okul olarak tanıtılır. Bu
ifade geleneğin tamamını açıklamak için yetersizdir. Temel ilgilerinden biri
deneyimin nasıl kurulduğu, algının nasıl işlediği ve zihinsel alışkanlıkların
Samsara'yı nasıl yeniden ürettiğidir.
Şekil 6 —
Yogācāra'daki sekiz bilinç öğretisinin sadeleştirilmiş görünümü.
Yogācāra'nın
en tanınmış kavramlarından biri ālaya-vijñāna, genellikle “depo bilinç” veya “temel
bilinç” diye çevrilen kavramdır. Karma eğilimlerinin “tohumlar” biçiminde
süreklilik göstermesini açıklamak için geliştirilmiştir. Bu, kalıcı bir ruh
öğretisine geri dönmek değil, benliksizliği koruyarak zihinsel ve karmasal
sürekliliği açıklama girişimidir.
Yogācāra
ayrıca üç doğa öğretisini geliştirir: tasarlanmış doğa, bağımlı doğa ve
tamamlanmış doğa. İnsan deneyimin üzerine kendi kavramsal kurgularını bindirir;
özgürleşme bu yanlış yapılandırmanın görülmesiyle ilişkilidir.
12.
Buddha-Doğası: Her Canlıda Uyanış İmkânı
Mahayana
dünyasında etkili hale gelen tathāgatagarbha, yani Buddha-doğası öğretisi,
genel anlamıyla bütün duyarlı varlıkların Buddhalığa ulaşma imkânına sahip
olduğunu vurgular.
Bu
öğretinin kalıcı bir ruh veya ātman ile özdeş olup olmadığı tarih boyunca
tartışılmıştır. Birçok Mahayana yorumcısı Buddha-doğasını değişmez kişisel bir
öz olarak değil, cehalet ortadan kaldırıldığında açığa çıkan uyanış
kapasitesini ifade eden öğretici bir dil olarak yorumlamıştır.
13. Çin'de
Budizm: Tercümeden Yeni Bir Uygarlığa
Budizm
Çin'e ulaştığında yalnızca yeni bir din değil, devasa bir çeviri problemi de
ortaya çıktı. Karma, nirvana, dharma, şunyata ve bodhisattva gibi kavramların
Çin düşüncesinin diliyle ifade edilmesi gerekiyordu. Yüzyıllar süren tercüme
faaliyeti sonunda Çin Budizmi kendi büyük okul ve yorumlarını geliştirdi.
Şekil 7 —
Hindistan'dan Çin'e geçen Mahayana'nın Doğu Asya'daki başlıca okul ve aktarım
hatları.
14. Tiantai:
Lotus Sutrası ve Öğretilerin Bütünleştirilmesi
Tiantai,
Çin Budizminin ilk büyük yerli sistemlerinden biridir. Özellikle Zhiyi'nin
çalışmalarıyla MS 6. yüzyılda sistematik biçim kazandı. Lotus Sutrası okulun
merkezî metinlerinden biri oldu.
Tiantai'nın
önemli özelliklerinden biri farklı Budist öğretilerinin neden birbirinden
farklı göründüğünü açıklamaya çalışmasıdır. Buddha'nın farklı insanlara,
kapasitelerine göre farklı yöntemlerle öğrettiği fikri sistematik hale
getirildi. Gelenek Japonya'ya geçtiğinde Tendai adıyla yeni bir gelişim
gösterecektir.
15. Huayan: Her Şey
Her Şeyle İlişkilidir
Huayan
Budizmi özellikle Avataṃsaka Sutrası çevresinde gelişen büyük Çin Mahayana
okuludur. Gerçekliği birbirinden yalıtılmış nesneler toplamı olarak değil, her
şeyin her şeyle karşılıklı biçimde ilişkili olduğu devasa bir ağ olarak
düşünür.
Huayan
düşüncesini açıklamak için İndra'nın Ağı benzetmesi sıkça kullanılır: sonsuz
bir ağın her düğümündeki mücevher diğer bütün mücevherleri yansıtır. Tek bir
varlık bütün ilişkiler ağından koparılarak anlaşılamaz.
16. Saf Toprak
Budizmi: Amitabha ve Umut
Mahayana'nın
en yaygın geleneklerinden biri Saf Toprak Budizmidir. Merkezinde Amitabha
Buddha bulunur. Amitabha'nın yeminleri sayesinde ona güven ve bağlılık
geliştiren varlıkların ölümden sonra Sukhavati adlı Saf Ülke'de yeniden
doğabileceği öğretilir.
Bu
alan nihai bir cennetten çok, Buddhalığa ulaşmanın son derece elverişli olduğu
bir varoluş alanı olarak anlaşılır. Çin'de Amitabha'nın adını anma uygulaması
nianfo, Japonya'da nembutsu biçiminde büyük önem kazandı. Hōnen'in Jōdo-shū'su
ve Shinran'ın Jōdo Shinshū geleneği Japon Saf Toprak Budizminin başlıca
biçimlerindendir.
17. Chan: Çin'de
Meditasyon Geleneğinin Yeni Biçimi
Chan
kelimesi Sanskritçe dhyāna — meditasyon — sözcüğünün Çince dönüşümünden gelir.
Gelenek kendi soyunu Buddha'ya kadar götüren aktarım anlatıları geliştirmiş,
Bodhidharma'yı Çin'deki önemli kurucu figürlerden biri kabul etmiştir. Tarihsel
olarak Chan ise Çin'de yüzyıllar süren Budist gelişmenin ürünüdür.
Chan'ın
temel vurgularından biri uyanışın yalnızca kavramsal bilgiyle elde
edilemeyeceğidir. Sutra okumak ve felsefe bütünüyle reddedilmez; fakat
gerçekliğin doğrudan görülmesi gerekir. Meditasyon, öğretmen-öğrenci ilişkisi
ve gündelik eylemlerde farkındalık büyük önem kazanır.
18. Zen: Chan'ın
Japonya'daki Büyük Dönüşümü
Şekil 8 —
Chan/Zen geleneğinde doğrudan uygulama vurgusunun bazı biçimleri.
Chan
Japonya'ya ulaştığında Zen adıyla gelişti. Japon Zen tarihinde özellikle Rinzai
ve Sōtō okulları öne çıkar. Rinzai geleneğinde kōan çalışmaları güçlü bir yer
tutarken Sōtō geleneği özellikle Dōgen'in öğretisiyle shikantaza — “sadece
oturma” — pratiğini vurgular.
Zen'in
Batı'da zaman zaman “dinsiz, ritüelsiz ve yalnızca meditasyondan oluşan saf
felsefe” gibi sunulması tarihsel gerçekliği yansıtmaz. Japon Zen manastırları
ritüeller, sutra okumaları, cenaze gelenekleri, manastır disiplini ve zengin
bir metin kültürü geliştirmiştir.
Zen'in
sadelik, doğrudanlık ve gündelik yaşama verdiği önem sanat, şiir, bahçe
düzenlemesi, çay kültürü ve estetik anlayış üzerinde de büyük etkiler bırakmıştır.
19. Kore Seon'u
ve Vietnam Thiền'i
Chan
geleneği yalnızca Japonya'ya gitmedi. Kore'de Seon, Vietnam'da Thiền adıyla
gelişti. Kore Seon'u meditasyon ve öğretisel çalışmayı birleştiren özgün
gelenekler oluşturdu. Jinul gibi ustalar ani uyanış ile aşamalı uygulama
arasındaki ilişkiyi yeniden yorumladı.
Vietnam
Thiền'i Çin Chan mirasını yerel Budist kültür ve Saf Toprak uygulamalarıyla
çeşitli biçimlerde birleştirdi. Modern dönemde Thich Nhat Hanh gibi Vietnamlı
öğretmenler Zen/Thiền kökenli farkındalık ve “angaje Budizm” anlayışının dünya
çapında tanınmasına katkıda bulundu.
20. Nichiren:
Lotus Sutrası'nın Radikal Merkeziliği
13.
yüzyıl Japonya'sında yaşayan Nichiren, Lotus Sutrası'nı Buddha öğretisinin en
yüksek ifadesi olarak kabul eden güçlü bir hareket başlattı. Uygulamanın
merkezinde Lotus Sutrası'na bağlılığı ifade eden “Namu Myōhō Renge Kyō”
daimoku'sunun okunması yer aldı.
Nichiren'in
yaklaşımı dönemin Japon Budist dünyasına yönelik sert eleştiriler içeriyordu.
Daha sonraki yüzyıllarda Nichiren kökenli çok sayıda okul ve laik hareket
ortaya çıktı.
21. Shingon:
Mahayana'dan Vajrayana'ya Açılan Kapı
Japonya'daki
Shingon geleneği 9. yüzyılda Kūkai'nin Çin'den getirdiği ezoterik Budist
öğretiler üzerine kuruldu. Mantra, mudra, mandala, ritüel inisiyasyon ve kozmik
Buddha Mahāvairocana anlayışı Shingon'un merkezindedir.
Shingon
bu nedenle II. Bölüm ile III. Bölüm arasında doğal bir köprü oluşturur.
Budizm'in tantrik veya ezoterik biçimleri yalnızca Tibet'te gelişmemiştir; Çin
ve Japonya'da da güçlü gelenekler ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte
Vajrayana'nın Tibet ve Himalaya dünyasındaki gelişimi III. Bölümün ana
konularından biri olacaktır.
22. Theravada
ile Mahayana Arasında Gerçekte Ne Fark Var?
Popüler
anlatılarda Theravada bazen “bireysel kurtuluş”, Mahayana ise “başkalarını
kurtarma” dini gibi karşı karşıya konur. Bu fazla kaba bir ayrımdır.
Theravada'da şefkat, cömertlik ve başkalarının iyiliği önemlidir; Mahayana'da
ise bireyin zihinsel dönüşümü ve disiplinli pratiği vazgeçilmezdir.
Daha
doğru fark, kurtuluş idealinin ve Buddhalığın yorumundaki ağırlık
merkezleridir. Theravada klasik olarak arahant idealini öne çıkarırken Mahayana
bodhisattva yolunu evrenselleştirir. Theravada Pali Kanonu'nu temel kutsal
külliyat kabul ederken Mahayana buna ek olarak çok sayıda Mahayana sutrasını
yetkin Budist öğreti olarak benimser.
Her
iki gelenek de karma, yeniden doğuş, etik disiplin, meditasyon, Nirvana ve
Buddha-Dharma-Sangha üçlüsü gibi çok eski Budist temelleri paylaşır.
23. Kısa
Karşılaştırma
|
Başlık |
Theravada |
Mahayana |
Açıklama |
|
Ana
coğrafya |
Sri
Lanka, Tayland, Myanmar, Laos, Kamboçya |
Çin,
Kore, Japonya, Vietnam; tarihsel Hindistan |
Bugün
her ikisi de küreseldir. |
|
Metin
vurgusu |
Pali
Kanonu |
Mahayana
sutraları ve farklı kanonlar |
Çin
ve Tibet kanonları geniş külliyatlardır. |
|
Klasik
ideal |
Arahant |
Bodhisattva
/ Buddhalık |
Diğer
ideal tamamen yok değildir. |
|
Felsefi
vurgu |
Erken
öğretiler, Abhidhamma, yorumlar |
Şunyata,
Madhyamaka, Yogācāra, Buddha-doğası |
Okullar
arasında büyük çeşitlilik vardır. |
|
Uygulama |
Etik,
samatha, vipassana, manastır disiplini |
Meditasyon,
bodhisattva pratikleri, adanma, sutra, Saf Toprak vb. |
Tek
tip Budist uygulama yoktur. |
II. Bölümün
Sonucu
Budizm'in
tarihsel gelişimi bize tek bir değişmez yapı değil, ortak köklerden beslenen
büyük bir düşünce ve uygulama ailesi gösterir. Theravada erken Budist metin ve
manastır mirasını Pali geleneği içinde güçlü biçimde korurken Mahayana
bodhisattva idealini evrenselleştirmiş ve Budist felsefenin en etkili
sistemlerinden bazılarını üretmiştir.
Madhyamaka
hiçbir şeyin bağımsız ve değişmez bir öz taşımadığını vurgularken Yogācāra
deneyimin ve bilincin nasıl yapılandığını inceler. Saf Toprak güven ve
adanmayı, Chan/Zen doğrudan uygulamayı, Tiantai ve Huayan ise Budist
öğretilerin ve gerçekliğin bütüncül yorumlarını öne çıkarır.
Fakat
Budizm'in dönüşümü burada bitmez. Hindistan'ın geç dönem Mahayana dünyasında
mantra, mandala, ritüel, görselleştirme ve inisiyasyon teknikleri giderek daha
büyük önem kazanacaktır. Bu gelişmeler Budizm'in en karmaşık ve sembolik
biçimlerinden birini doğuracaktır: Vajrayana.
III. Bölüm: Vajrayana, Tantrik
Budizm, Tibet, Nyingma, Kagyu, Sakya, Gelug, Dzogchen, Mahamudra ve Budizm'in
modern dünyadaki dönüşümü.
Araştırma ve
Görsel Notu
Bu
bölümde geleneklerin kendi tarih anlatıları ile modern akademik tarihçiliğin
kesinlik düzeyleri ayrılmaya çalışılmıştır. Özellikle Mahayana'nın kökeni tek
bir konsile veya Theravada'dan basit bir kopuşa indirgenmemiştir. Madhyamaka ve
Yogācāra, Hint Mahayana'sının iki büyük felsefi geleneği olarak kendi
bağlamlarında ele alınmıştır. Belgedeki şemalar anlatımı desteklemek amacıyla
özel olarak hazırlanmıştır.
III. BÖLÜM —
Vajrayana, Tibet Budizmi ve Modern Dünyada Budizm
Giriş: Budizm'in
Ezoterik Dönüşümü
II.
Bölümde Theravada ve Mahayana'nın gelişimini; bodhisattva idealini, Madhyamaka
ve Yogācāra felsefelerini, Saf Toprak, Tiantai, Huayan ve Chan/Zen gibi büyük
Doğu Asya geleneklerini ele aldık. Şimdi Budizm tarihinin en karmaşık, sembolik
ve çoğu zaman en fazla yanlış anlaşılan alanlarından birine geliyoruz:
Vajrayana.
Vajrayana
genellikle “Elmas Araç” veya “Yıldırım Aracı” şeklinde çevrilir. Onu
Mahayana'dan bütünüyle bağımsız üçüncü bir din gibi düşünmek doğru değildir.
Tarihsel olarak Vajrayana, Mahayana'nın bodhicitta, şunyata ve bodhisattva
ideali üzerinde yükselen; bunlara mantra, mudra, mandala, ritüel inisiyasyon,
görselleştirme ve tantrik meditasyon gibi ezoterik yöntemler ekleyen bir
gelişmedir.
Şekil 1 —
Vajrayana'nın Mahayana temeli üzerinde geliştirdiği başlıca yöntem ve
kavramlar.
1. “Vajra” Ne
Demektir?
Sanskritçe
vajra sözcüğü hem yıldırım hem de elmas çağrışımı taşır. Yıldırımın karşı
konulamaz gücü ile elmasın kırılmazlığı, uyanmış zihnin gücünü ve gerçekliğin doğasının
yok edilemez niteliğini simgelemek için kullanılır. Tibetçede vajra genellikle
dorje olarak karşılanır.
Vajrayana'nın
amacı Theravada veya Mahayana'dan farklı bir nihai gerçeklik yaratmak değildir.
Amaç yine cehaletin, tutunmanın ve Samsara'yı sürdüren zihinsel alışkanlıkların
aşılmasıdır. Fark daha çok kullanılan yöntemlerin yoğunluğu, sembolizmi ve
öğretmen-öğrenci aktarımının öneminde ortaya çıkar.
2. Tantrik
Budizm Nasıl Ortaya Çıktı?
Budist
tantra Hindistan'da yüzyıllar süren Mahayana gelişiminin içinden ortaya çıktı.
Mantra, ritüel, koruyucu formüller ve çeşitli ezoterik uygulamaların erken
örnekleri daha eski metinlerde görülse de olgun Budist tantra özellikle MS
6.-12. yüzyıllar arasında büyük bir literatür ve uygulama sistemi haline geldi.
Bu
dönem aynı zamanda Hindistan'daki büyük manastır üniversitelerinin — Nalanda,
Vikramashila ve Odantapuri gibi merkezlerin — etkili olduğu dönemdir. Felsefe,
mantık, ritüel ve tantrik pratik aynı Budist entelektüel dünyasında yan yana
gelişebiliyordu.
Budist
tantra yalnızca Tibet'e gitmedi. Çin'e aktarıldı ve Japonya'da Kūkai'nin
Shingon geleneğinde güçlü biçimde kurumsallaştı. Nepal ve Himalaya bölgelerinde
de farklı Vajrayana biçimleri gelişti.
3. Tantra Nedir,
Ne Değildir?
“Tantra”
sözcüğü modern popüler kültürde çoğu zaman cinsellikle özdeşleştirilir. Bu,
Budist tantra açısından son derece eksik ve çoğu durumda yanıltıcıdır.
Vajrayana'da tantra; belirli metinler, ritüeller, meditasyon yöntemleri,
semboller, mantra ve görselleştirme sistemlerinden oluşan geniş bir uygulama
alanıdır.
Bazı
ileri tantrik metinlerde cinsel sembolizm veya tarihsel olarak cinsel yogalar
bulunabilir. Ancak bunları bütün Vajrayana'nın özü saymak, Budist tantrayı
ciddi biçimde çarpıtır. Manastır geleneklerinin büyük bölümünde etik disiplin
ve bekârlık önemini korumuştur.
Tantrik
yöntemin temel düşüncelerinden biri, sıradan zihinsel enerjileri yalnız
bastırmak yerine onları bilgelik yolunda dönüştürmektir. Bu nedenle Vajrayana
sembolizmi bazen sakin, bazen görkemli, bazen de öfkeli tanrısal figürler
kullanır.
4. Guru, Lama ve
Aktarım
Vajrayana'da
öğretmen son derece önemlidir. Sanskritçe guru, Tibetçe lama kavramları ruhsal
öğretmeni ifade eder. Ancak “lama” her Tibetli keşişin otomatik unvanı
değildir; kullanım gelenek ve bağlama göre değişir.
Bazı
tantrik uygulamalara başlamadan önce abhiṣeka veya wang denilen
inisiyasyon/yetkilendirme alınması gerekir. Bunun ardından metinsel aktarım ve
uygulama talimatı gelebilir. Amaç, karmaşık uygulamaların bağlamından koparılıp
yanlış anlaşılmasını önlemek ve öğrenciyi yaşayan bir öğretim silsilesine
bağlamaktır.
Şekil 2 —
Vajrayana'da ileri tantrik uygulamaların geleneksel aktarım mantığının
sadeleştirilmiş görünümü.
Bu
güçlü öğretmen vurgusu aynı zamanda modern Vajrayana açısından etik bir
sorumluluk doğurur. Guru bağlılığı, öğretmenin her davranışının sorgulanamaz
olduğu anlamına gelmemelidir. Modern Budist çevrelerde öğretmen otoritesi,
istismar ve kurumsal hesap verebilirlik konuları ciddi biçimde
tartışılmaktadır.
5. Mantra
Mantra,
Vajrayana'nın en tanınmış uygulamalarından biridir. Mantralar kutsal heceler,
isimler veya formüller olabilir. Amaç yalnızca kelimeleri mekanik biçimde
tekrar etmek değildir; ses, dikkat, nefes, anlam ve görselleştirme birlikte
zihinsel dönüşümün parçası haline gelebilir.
En
tanınmış örneklerden biri Avalokiteśvara/Chenrezig ile ilişkilendirilen “Om
Mani Padme Hum” mantrasıdır. Tibet Budizmi'nde bu mantra şefkat idealiyle çok
güçlü biçimde bağlantılıdır.
6. Mudra
Mudralar
ritüel ve meditasyon sırasında kullanılan sembolik el hareketleridir. Budist
ikonografide Buddha ve bodhisattvaların ellerinin farklı konumları öğretim,
korkusuzluk, meditasyon, şefkat veya belirli ruhsal nitelikleri simgeleyebilir.
Vajrayana
ritüellerinde mudra yalnızca estetik bir jest değildir; bedenin uygulamaya
katılmasının yollarından biridir. Mantra sesi, mudra bedeni ve görselleştirme
zihni aynı ritüel yapı içinde birleştirebilir.
7. Mandala: Bir
Süsleme Değil, Kozmik Harita
Mandala
Batı'da çoğu zaman güzel, simetrik ve rahatlatıcı bir desen olarak tanınır.
Oysa Vajrayana bağlamında mandala çok daha derin bir anlam taşır. Bir
Buddha'nın veya meditasyon tanrısının aydınlanmış dünyasını, sarayını ve
çevresindeki kozmik düzeni temsil edebilir.
Şekil 3 —
Mandalanın kavramsal yapısının sadeleştirilmiş şeması.
Uygulayıcı
mandalayı yalnız dışarıdan seyretmez; bazı tantrik meditasyonlarda kendisini bu
aydınlanmış dünyanın içinde tasavvur eder. Böylece sıradan benlik algısının
yerine Buddha perspektifinin geçirilmesi amaçlanır.
Tibet
kum mandalaları bu düşüncenin en tanınmış görsel ifadelerindendir. Günler veya
haftalar boyunca büyük emekle oluşturulan mandala tören sonunda dağıtılabilir.
Bu eylem aynı zamanda geçiciliğin güçlü bir sembolüdür.
8. Yidam ve
Deity Yoga
Vajrayana'nın
Batı dillerine çevrilmesinde en fazla yanlış anlamaya yol açan kavramlardan
biri “deity yoga”dır. Buradaki deity sözcüğü, uygulayıcının dışarıdaki yaratıcı
bir Tanrı'ya tapındığı anlamına gelmez.
Yidam
olarak adlandırılan meditasyon figürleri, uyanmış zihnin belirli niteliklerini
temsil eder. Uygulayıcı kendisini Avalokiteśvara, Tara, Manjushri veya başka
bir meditasyon figürü biçiminde görselleştirebilir. Amaç sıradan, katı benlik
algısını çözerek şefkat, bilgelik veya korkusuzluk gibi aydınlanmış
niteliklerle özdeşleşmektir.
Bu
uygulamalar genellikle şunyata anlayışıyla birlikte yürütülür. Görselleştirilen
figür mutlak ve bağımsız bir varlık olarak değil, boşluk ve görünüşün
birlikteliği içinde anlaşılır.
9. Sakin ve
Öfkeli Figürler
Tibet
Budist sanatına ilk kez bakan biri bazı figürleri şaşırtıcı, hatta korkutucu
bulabilir. Alevlerle çevrili, kafatası süsleri taşıyan veya öfkeli yüz
ifadelerine sahip tanrısal figürler görülür.
Bu
imgeler çoğu zaman kötülüğü temsil etmez. Öfkeli görünüm, cehaleti, korkuyu ve
zihinsel engelleri şiddetle parçalayan uyanmış enerjinin sembolik ifadesi
olabilir. Mahakala gibi Dharma koruyucuları bu ikonografinin tanınmış
örneklerindendir.
Dolayısıyla
Tibet Budist sanatındaki korkutucu görüntüleri Batı'daki şeytan veya demon
kavramlarıyla doğrudan eşitlemek büyük bir yorum hatasıdır.
10. Tibet'e
Budizm'in Gelişi
Budizm
Tibet'e tek bir olayla gelmedi. Tibet İmparatorluğu döneminde özellikle 7.-9.
yüzyıllarda büyük bir ilk aktarım dönemi yaşandı. Songtsen Gampo dönemi
geleneksel anlatılarda Budizm'in erken himayesiyle ilişkilendirilir.
8.
yüzyılda Kral Trisong Detsen döneminde Hintli bilgin Śāntarakṣita ve tantrik
usta Padmasambhava Tibet Budizmi'nin kuruluş anlatılarında merkezi figürler
haline geldi. Samye Manastırı Tibet'in ilk büyük Budist manastır kurumu olarak
gelenekte özel bir yere sahiptir.
Şekil 4 —
Tibet'te Budizmin ilk ve ikinci yayılma dönemlerinin yaklaşık zaman çizelgesi.
9.
yüzyıldaki siyasi parçalanma sonrasında Budist kurumlar bazı bölgelerde
zayıfladı. 10.-11. yüzyıllardan itibaren Hindistan'dan yeni metinler ve öğretim
silsileleri getirildi. Bu dönem “İkinci Yayılma” olarak bilinir. Bengal kökenli
büyük bilgin Atiśa'nın 11. yüzyılda Tibet'e gelişi bu süreçte özellikle
önemlidir.
11. Nyingma:
“Eski” Gelenek
Nyingma,
Tibetçede “eski” anlamına gelir ve kökenini ilk yayılma dönemindeki çeviri ve
aktarım geleneklerine bağlar. Padmasambhava, Śāntarakṣita ve Kral Trisong
Detsen Nyingma tarih anlatısında büyük öneme sahiptir.
Nyingma'nın
ayırt edici özelliklerinden biri terma, yani “gizli hazine” geleneğidir.
Geleneğe göre Padmasambhava ve öğrencileri bazı öğretileri gelecekte uygun
zamanda keşfedilmek üzere saklamışlardır. Bunları keşfettiği kabul edilen
ustalara tertön denir.
Nyingma'nın
en yüksek meditasyon öğretileri arasında Dzogchen — “Büyük Mükemmellik” — özel
bir yere sahiptir.
12. Kagyu:
Uygulama ve Aktarım Silsilesi
Kagyu
geleneği Hint mahasiddha mirasıyla güçlü biçimde bağlantılıdır. Tilopa ve
Nāropa'dan Tibetli çevirmen Marpa'ya, Marpa'dan büyük yogi Milarepa'ya ve
oradan Gampopa'ya uzanan aktarım çizgisi en tanınmış silsilelerden biridir.
Milarepa
Tibet Budizminin en ünlü kişiliklerinden biridir. Geleneksel biyografisi, ağır
hatalar ve şiddet dolu bir geçmişten yoğun ruhsal uygulamayla dönüşen bir
insanın hikâyesi olarak anlatılır.
Kagyu
geleneğinin en önemli meditasyon sistemlerinden biri Mahamudra — “Büyük Mühür”
— öğretisidir. Zihnin doğasını doğrudan tanımaya yönelik meditasyonlar merkezî
önem taşır.
13. Sakya
Sakya
geleneği 11. yüzyılda Khön ailesinin öğretim silsilesi çevresinde gelişti.
Adını Tibet'teki Sakya Manastırı'nın bulunduğu bölgenin soluk renkli
toprağından alır.
Sakya'nın
en tanınmış öğretim sistemlerinden biri Lamdré, yani “Yol ve Meyve”dir. Hint
mahasiddha Virūpa'ya bağlanan bu sistem sutra ve tantrik uygulamaları kapsamlı
bir yol içinde birleştirir.
13.
yüzyılda Sakya Pandita ve Phagpa gibi isimler Moğol siyasi dünyasıyla yakın
ilişkiler kurmuş ve Tibet-Moğol tarihinin önemli aktörleri haline gelmiştir.
14. Gelug ve
Tsongkhapa
Gelug,
dört büyük Tibet okulunun tarihsel olarak en genç olanıdır. 14.-15. yüzyıllarda
yaşayan büyük bilgin ve reformcu Je Tsongkhapa'nın öğretisi çevresinde
gelişmiştir.
Tsongkhapa
manastır disiplinine, sistematik felsefe eğitimine, Madhyamaka yorumuna ve
sutra-tantra bütünlüğüne güçlü vurgu yaptı. Ganden, Sera ve Drepung gibi büyük
Gelug manastırları daha sonra Tibet'in önemli eğitim merkezleri oldu.
Dalai
Lama silsilesi Gelug geleneğiyle ilişkilidir; ancak Dalai Lama'yı “bütün
Budistlerin papası” gibi görmek kesinlikle yanlıştır. Budizm'in merkezi bir
dünya otoritesi yoktur ve diğer Tibet okullarının kendi öğretmen, kurum ve
silsileleri vardır.
15. Dört Büyük
Tibet Okulunu Karşılaştırmak
Şekil 5 —
Nyingma, Kagyu, Sakya ve Gelug geleneklerinin bazı ayırt edici vurguları.
Bu
dört okul birbirinden tamamen kopuk değildir. Yüzyıllar boyunca öğretmenler
farklı okullardan eğitim almış, metinler paylaşılmış ve karşılıklı etkiler
oluşmuştur. 19. yüzyılda Doğu Tibet'te gelişen Rimé hareketi özellikle farklı
silsilelerin öğretilerini korumaya ve mezhepçi daralmayı aşmaya çalışmıştır.
Ayrıca
Jonang gibi tarihsel açıdan önemli başka Tibet Budist gelenekleri de vardır. Bu
nedenle “Tibet Budizmi yalnızca dört okuldan ibarettir” demek de tam anlamıyla
doğru değildir.
16. Bön Budizm
midir?
Tibet'in
yerli Bön geleneği ile Tibet Budizmi yüzyıllar boyunca karşılıklı etkileşim
içinde olmuştur. Ritüeller, manastır kurumları ve bazı meditasyon sistemlerinde
benzerlikler görülebilir.
Ancak
Bön'ü basitçe “Budizm'in beşinci mezhebi” saymak doğru değildir. Kendisini ayrı
bir dinî gelenek olarak tanımlar. Aynı şekilde Tibet Budizminin bütün ritüel ve
tanrısal unsurlarını “Bön'den alınmış” diye açıklamak da tarihsel karmaşıklığı
aşırı basitleştirir.
17. Dzogchen ve
Mahamudra
Şekil 6 —
Dzogchen ve Mahamudra'nın temel vurgu alanlarının sadeleştirilmiş
karşılaştırması.
Dzogchen
özellikle Nyingma geleneğinde merkezi olan, zihnin veya farkındalığın asli
durumunun doğrudan tanınmasını vurgulayan yüksek meditasyon sistemidir. Rigpa
kavramı bu bağlamda önemli bir yer tutar.
Mahamudra
ise özellikle Kagyu geleneklerinde zihnin doğasını doğrudan araştıran ve
şunyata ile berrak farkındalığın ayrılmazlığını vurgulayan büyük bir meditasyon
sistemidir.
Her
iki öğreti de popüler anlatılarda bazen “hiçbir şey yapmadan sadece doğal
olmak” gibi aşırı basitleştirilir. Geleneksel bağlamda ise etik, ön
hazırlıklar, meditasyon eğitimi ve nitelikli öğretmen rehberliği önemli yer
tutar.
18. Dalai Lama
Kurumu
Dalai
Lama bir kişinin adı değil, Tibet Budizmi içinde tarihsel olarak gelişmiş bir
tulku silsilesinin unvanıdır. Dalai Lamalar Gelug okuluyla ilişkilidir. Beşinci
Dalai Lama döneminden itibaren kurum Tibet'te güçlü siyasi otorite de
kazanmıştır.
Günümüzde
en tanınmış Dalai Lama, 14. Dalai Lama Tenzin Gyatso'dur. Ancak Dalai Lama'nın bütün
Tibet Budizmi veya dünya Budizmi üzerinde merkezi bir papalık otoritesi
bulunmaz.
Tibet
Budizmi'ndeki tulku sistemi, ileri ruhsal ustaların yeniden doğuşlarının
tanınabileceği inancına dayanır. Karmapa silsilesi bunun Dalai Lama'lardan daha
eski ve önemli örneklerinden biridir.
19. Tibet
Budizmi Tibet'le Sınırlı Değildir
Vajrayana
ve Tibet Budizmi yalnız Tibet coğrafyasına ait değildir. Bhutan'da Vajrayana
devletin ve kültürün tarihsel merkezlerinden biridir. Nepal'in Newar Budizmi
kendine özgü güçlü bir Vajrayana geleneğine sahiptir. Moğolistan'da Tibet
Budizmi yüzyıllar boyunca büyük etki göstermiştir.
Himalayalar
boyunca Ladakh, Sikkim, Arunachal Pradesh ve Nepal'in farklı bölgelerinde
çeşitli Tibet Budist silsileleri yaşamaktadır. 20. yüzyıldaki Tibet diasporası
ise bu geleneklerin Avrupa ve Amerika dahil dünyanın birçok bölgesine
yayılmasını hızlandırmıştır.
20. Budizm
Hindistan'da Neden Geriledi?
Budizm
doğduğu Hindistan'da yüzyıllar boyunca büyük manastırlar ve üniversiteler
oluşturmasına rağmen Orta Çağ'ın sonlarına doğru kurumsal açıdan büyük ölçüde
geriledi. Bunun tek bir nedeni yoktur.
Brahmanik/Hindu
geleneklerinin dönüşümü ve Budist fikirleri kısmen özümsemesi, siyasi himayenin
değişmesi, büyük manastır kurumlarının ekonomik ve siyasi yapılara bağımlılığı,
bölgesel değişimler ve bazı Budist toplulukların başka geleneklerle kaynaşması
uzun vadeli faktörler arasındadır.
12.-13.
yüzyıllardaki askerî istilalar ve Nalanda ile Vikramashila gibi büyük manastır
merkezlerinin tahribi de kurumsal Budizm üzerinde ağır etkiler yarattı. Fakat
“Budizm Hindistan'dan yalnızca Müslüman istilaları yüzünden yok oldu” demek
tarihsel süreci tek nedene indirger ve doğru değildir.
Budist
gelenekler Himalaya bölgelerinde yaşamaya devam etti; modern dönemde ise Hindistan'da
yeniden canlanma hareketleri ortaya çıktı.
21. Modern
Budizmin Doğuşu
19.
ve 20. yüzyıllar Budizm açısından yeni bir dönüşüm dönemiydi. Avrupa
sömürgeciliği, modern bilim, matbaa, milliyetçilik, misyonerlik faaliyetleri ve
küresel ulaşım Budist toplumları derinden etkiledi.
Sri
Lanka, Japonya, Çin ve Güneydoğu Asya'da Budist reformcular kendi geleneklerini
modern dünyaya yeniden anlatmaya başladılar. Bazıları Budizm'in akılcı,
deneysel ve bilimle uyumlu yönlerini öne çıkardı; bazıları manastır dışındaki
laik insanların meditasyona daha fazla katılmasını savundu.
Şekil 7 —
Modern Budizmin sömürgecilik, bilim, psikoloji, göç, mindfulness ve
küreselleşmeyle karşılaşması.
22. Budizm'in
Batı'ya Yayılması
Budizm
Batı dünyasında önce metinler, sömürge dönemi araştırmaları ve Asyalı
öğretmenlerle tanındı. 19. yüzyılın sonlarından itibaren Batılı entelektüeller
Budist felsefeye daha fazla ilgi göstermeye başladı.
20.
yüzyılda Zen, Tibet Budizmi ve Theravada meditasyon gelenekleri Avrupa ve
Amerika'da geniş kitlelere ulaştı. D. T. Suzuki Zen'in tanınmasında, Tibet
diasporasındaki öğretmenler Vajrayana'nın yayılmasında, Theravada öğretmenleri
ise vipassana hareketinin gelişmesinde önemli roller oynadı.
Ancak
“Batı Budizmi” yalnız Batılı dönüştürülmüş Budistlerden oluşmaz. Asya kökenli
göçmen toplulukları Batı ülkelerindeki Budist yaşamın çok önemli bir parçasıdır
ve çoğu zaman popüler anlatılarda yeterince görünür değildir.
23. Mindfulness:
Budizm'den Modern Psikolojiye
Modern
mindfulness uygulamalarının önemli tarihsel köklerinden biri Budist sati ve
vipassana gelenekleridir. Ancak günümüzde mindfulness hastanelerde,
psikoterapide, eğitimde ve iş dünyasında dinî bağlamdan bağımsız biçimde de
kullanılmaktadır.
Bu
dönüşüm iki farklı şekilde değerlendirilebilir. Bir taraftan Budist zihinsel
eğitim yöntemlerinin milyonlarca insana ulaşmasını sağlamıştır. Diğer taraftan
etik, şefkat ve özgürleşme bağlamından koparılan mindfulness'ın yalnızca stres
azaltma veya çalışan verimliliği aracına indirgenebileceği eleştirisi yapılmaktadır.
Bu
nedenle modern mindfulness ile geleneksel Budist farkındalık uygulamalarını
tamamen aynı şey kabul etmek doğru değildir.
24. Angaje
Budizm
Modern
dönemde bazı Budistler toplumsal sorunlara doğrudan müdahaleyi Budist pratiğin
parçası olarak yorumladı. “Angaje Budizm” ifadesi özellikle Vietnamlı Zen
ustası Thich Nhat Hanh ile dünya çapında tanındı.
Savaş
karşıtlığı, barış, yoksulluk, insan hakları, çevre sorunları ve toplumsal
adalet gibi konular Budist etik ve şefkat anlayışıyla ilişkilendirildi. Bu
yaklaşım, Budizm'in yalnızca bireyin kendi zihniyle ilgilenen dünyadan kopuk
bir öğreti olduğu görüşüne güçlü bir itirazdır.
25. Budizm ve
Şiddetsizlik
Ahimsa
— canlılara zarar vermeme — Budist etiğin temel değerlerinden biridir. Beş
temel etik ilkenin ilki canlı öldürmekten kaçınmaktır. Şefkat ve nefretin
nefretle sona ermeyeceği düşüncesi Budist metinlerde güçlü biçimde vurgulanır.
Bununla
birlikte tarihsel Budist toplumların her zaman şiddetsiz olduğunu söylemek
mümkün değildir. Budist kimliği taşıyan devletler savaşmış, bazı keşişler
milliyetçi hareketlere katılmış ve modern dönemde bazı Budist çoğunluklu
toplumlarda azınlıklara yönelik şiddet yaşanmıştır.
Bu
durum Budist etiğin şiddetsizlik idealini ortadan kaldırmaz; fakat dinî
idealler ile tarihsel insan davranışını birbirinden ayırmamız gerektiğini
gösterir.
26. Budizm
Tanrısız Bir Din midir?
Budizm
genellikle “tanrısız din” diye tanımlanır. Bu ifade belirli ölçüde doğrudur ama
açıklama gerektirir. Budizm'in merkezinde evreni yaratan mutlak bir yaratıcı
Tanrı yoktur. Kurtuluş da böyle bir Tanrı'nın lütfuna zorunlu olarak bağlı
değildir.
Bununla
birlikte geleneksel Budist kozmolojilerinde devalar, Brahma varlıkları,
koruyucular, bodhisattvalar ve çeşitli doğaüstü varlıklar bulunur. Bunlar yaratıcı
ve ebedî Tanrı değildir; çoğu Budist kozmolojisinde onlar da koşullu varoluşun
içindedir.
Dolayısıyla
Budizm'i modern anlamda basitçe ateizmle eşitlemek de geleneksel Budist dünyayı
tam olarak açıklamaz. “Yaratıcı Tanrı merkezli olmayan din” veya “non-teistik
gelenek” daha dikkatli bir tanımlamadır.
27. Bütün Budist
Geleneklerde Ortak Olan Nedir?
Budizm'in
çeşitliliği o kadar büyüktür ki Taylandlı bir Theravada keşişi, Japon Saf
Toprak takipçisi ve Tibetli Vajrayana yogisinin uygulamaları ilk bakışta birbirinden
tamamen farklı görünebilir.
Yine
de ortak bir tarihsel çekirdek vardır: Buddha'ya referans, Dharma, Sangha,
karma ve nedensellik, Samsara'dan özgürleşme, etik eğitim, zihnin
dönüştürülmesi ve cehaletin aşılması. Dört Yüce Gerçek ve Bağımlı Ortaya Çıkış
gibi erken öğretiler de farklı yorumlarla geniş Budist dünyanın temel
referansları olmaya devam eder.
Farklı
gelenekler bu ortak mirasın hangi yönünün öne çıkarılacağı konusunda ayrılır.
Theravada erken metin ve arahant yolunu, Mahayana bodhisattva ve evrensel
Buddhalık idealini, Vajrayana ise Mahayana hedefini tantrik yöntemlerle
gerçekleştirme iddiasını öne çıkarır.
28. Genel
Karşılaştırma
|
Başlık |
Theravada |
Mahayana |
Vajrayana |
|
Klasik
vurgu |
Arahant
ve Nirvana |
Bodhisattva
ve Buddhalık |
Bodhisattva/Buddhalık
+ tantrik yöntem |
|
Başlıca
metin dünyası |
Pali
Kanonu |
Mahayana
sutraları, Çin/Tibet kanonları |
Mahayana
sutraları + tantralar |
|
Yöntemler |
Etik,
samatha, vipassana |
Meditasyon,
sutra, adanma, bodhisattva yolu |
Mantra,
mudra, mandala, deity yoga, guru aktarımı |
|
Başlıca
coğrafya |
Sri
Lanka ve Güneydoğu Asya |
Doğu
Asya |
Tibet,
Bhutan, Moğolistan, Himalaya; ayrıca Japon ezoterik gelenekleri |
|
Ortak
temel |
Buddha,
Dharma, Sangha, karma, Samsara, etik ve özgürleşme |
Buddha,
Dharma, Sangha, karma, Samsara, etik ve özgürleşme |
Mahayana
temeli, bodhicitta, şunyata ve özgürleşme |
Sonuç: Tek Bir
Budizm Değil, Büyük Bir Budist Dünya
Budizm'in
yaklaşık iki bin beş yüz yıllık tarihi incelendiğinde karşımıza değişmeden
duran tek bir doktrin değil, ortak bir kaynaktan beslenen olağanüstü geniş bir
düşünce, uygulama ve kültür ailesi çıkar.
Buddha'nın
Kuzey Hindistan'da sorduğu temel soru son derece yalındı: İnsan neden acı
çekiyor ve bundan özgürleşebilir mi? Fakat bu soruya verilen cevaplar tarih
boyunca Sri Lanka manastırlarından Çin mağara tapınaklarına, Japon Zen
salonlarından Tibet manastırlarına, Tayland ormanlarından modern Avrupa ve
Amerika'daki meditasyon merkezlerine kadar uzandı.
Theravada,
Mahayana ve Vajrayana birbirini tamamen dışlayan üç ayrı din değildir. Bunlar
aynı büyük tarihsel ağacın farklı dallarıdır. Aralarında önemli felsefi ve
uygulamalı ayrılıklar bulunur; fakat Buddha'nın uyanışı, cehaletin aşılması,
etik yaşam, zihinsel dönüşüm ve acıdan özgürleşme arayışı onları birbirine
bağlayan ana damardır.
Belki
Budizm'in yirmi beş yüzyıl boyunca yaşayabilmesinin nedenlerinden biri de
budur: kendi tarihsel çekirdeğini korurken farklı toplumlarla karşılaşabilmiş,
yeni diller öğrenebilmiş, yeni sanat biçimleri geliştirebilmiş ve insanın temel
varoluş sorularını farklı çağlarda yeniden sorabilmiştir.
Budizm'in merkezindeki soru hâlâ
aynıdır: Acının kaynağını gerçekten görebilirsek, ondan özgürleşebilir miyiz?
Araştırma ve
Görsel Notu
Bu
bölümde Vajrayana ve Tibet Budizmi anlatılırken geleneksel dinî anlatılar ile
tarihsel-akademik değerlendirmeler mümkün olduğunca birbirinden ayrılmıştır.
Tibet'e aktarım, okul tarihleri ve modern Budizm gibi alanlarda tek nedenli
açıklamalardan kaçınılmıştır. Belgedeki şemalar, karmaşık öğretileri anlaşılır
hale getirmek amacıyla özel olarak hazırlanmış öğretici sadeleştirmelerdir.























