S.O.S. — Urgent Help Needed. You can support my effort to leave Türkiye by sending even very small contributions through cryptocurrency accounts with very low transfer fees. View Support & Donation Details

12 Haziran 2026 Cuma

POLITICAL AND ECONOMIC CRISIS AND UNCERTAINTY CONTINUE IN TURKEY



How can I explain the situation in the simplest possible way?

In Turkey's major cities, especially Istanbul, the cheapest rents have reached approximately 640 USD per month, which is roughly equivalent to 30,000 Turkish Lira. Meanwhile, the lowest pension received by millions of retirees is around 432 USD. The net minimum wage in the private sector is approximately 605 USD, or about 28,000 Turkish Lira. These figures are based on the exchange rate at the time this article was written.

According to the latest data published by TÜRK-İŞ, the hunger threshold for a family of four has reached 35,174 TL, while the poverty threshold has risen to 114,576 TL. The monthly cost of living for a single worker has been calculated at 42,585 TL. These are not opposition claims or unofficial estimates; they are figures derived from official research and publicly available data.

When these numbers are compared, a disturbing reality emerges.

Of course, there are cities and regions in Turkey where living costs are lower than in Istanbul, Ankara, or İzmir. However, another problem appears immediately. In many of those areas, employment opportunities, industrial production, and economic activity are extremely limited. People are often forced to choose between unemployment and unaffordable living costs.

Turkey is a nation of approximately 86 million people, and it is becoming increasingly clear that the country's current economic structure is struggling to support this population. The crisis continues to deepen with each passing day.

A country that once stored grain and exported wheat is now importing wheat from Ukraine and various other countries.

Yet what is happening today cannot be explained solely through economic indicators.

The greatest danger is not economic decline itself.

The greatest danger is social decay.

The psychological condition of society continues to deteriorate. Murders of women have become a recurring part of the national agenda. Traffic disputes in major cities increasingly end in severe violence or death. Young people are being drawn into criminal organizations and gang culture. Drug use continues to spread. Cultural and artistic degeneration grows deeper. A large portion of the country's youth dreams of leaving Turkey, while many of its most educated and qualified citizens are already doing so, creating a significant brain drain.

For me, this second category is the real threat.

Economic crises can eventually be addressed through various policies and reforms. Social fragmentation, moral decline, polarization, and cultural collapse, however, require decades of effort, enormous sacrifices, and sustained struggle to repair.

In all of my writings, I repeat the same message and, in a sense, I plead with people to understand it:

My desire to leave for a developed country is not motivated by money, luxury, or comfort.

I am searching for peace.

This country has saddened me, exhausted me, and worn down my spirit.

Nor am I attempting to speak against my homeland. Those who know me personally know what I have done for my country throughout my life. It is painful to witness a nation that once played such a significant role in world history fall into its current condition.

I do not write these words lightly.

The situation is serious, and the uncertainty surrounding the future continues to grow.

From here, I address those who govern the world, the great powers, and ultimately the corporations and financial interests that stand behind them.

Since the rise of capitalism, the world has been shaped through manipulation, power politics, and Machiavellian methods. People have been turned against one another. Nations have been encouraged to view each other as enemies. Developing countries have been exploited and kept dependent.

Yet humanity is slowly awakening.

Even in the United States, often presented as the most powerful nation on Earth, widespread protests, social unrest, and political tensions have emerged and will continue to emerge.

Let this article remain in the archives.

I firmly believe that in the years ahead, both individual and collective uprisings will appear across the world.

For decades, whenever a country became problematic for your interests, you attempted to control it through local allies, political influence, and economic pressure. When those methods failed, you often turned to war despite its enormous cost.

This time, however, the situation is different.

You are not facing a single nation or a specific geopolitical bloc.

You are facing billions of people carrying deep frustration, disappointment, and accumulated anger.

And there will not be enough military force, surveillance systems, or coercive power to suppress that anger everywhere at once.

If capitalism and neo-liberal policies continue on their present course, humanity may be pushed toward a crisis far greater than most people can currently imagine.

Turn back from this path.

Abandon this model that places profit above both humanity and nature.

Because if this continues, neither powerful armies, luxurious underground shelters, nor advanced technology will ultimately save those responsible.

The anger is growing.

You helped create this system, and you still possess the power to change it.

Remove the sword that has been placed against the throat of humanity and the natural world.

Because if that sword continues to fall, it will not only wound others.

In the end, it will also wound those who wield it.


_____________________________________________________


TÜRKİYE'DE SİYASİ VE EKONOMİK KRİZ VE BELİRSİZLİKLER SÜRÜYOR

Size durumu en basit şekilde nasıl anlatabilirim?

Büyük şehirlerde, özellikle İstanbul'da, en düşük kira bedelleri yaklaşık 640 USD seviyesine ulaşmış durumda. Bu da yaklaşık 30.000 TL'ye karşılık geliyor. Buna karşın Türkiye'de milyonlarca emeklinin aldığı en düşük emekli maaşı yaklaşık 432 USD seviyesinde bulunuyor. Özel sektörde çalışan bir işçinin aldığı net asgari ücret ise yaklaşık 28.000 TL, yani 605 USD civarında. Bu rakamlar, bu yazının kaleme alındığı tarihteki döviz kuru esas alınarak hesaplanmıştır.

TÜRK-İŞ tarafından açıklanan güncel verilere göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35.174 TL, yoksulluk sınırı ise 114.576 TL olarak ölçülmüştür. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 42.585 TL seviyesindedir. Bunlar herhangi bir muhalif grubun veya bağımsız yorumcunun değil, resmi araştırmalara dayanan güncel rakamlardır.

Bu veriler karşılaştırıldığında ortaya son derece ağır ve düşündürücü bir tablo çıkmaktadır.

Elbette Türkiye'de İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyükşehirlerin dışında daha düşük yaşam maliyetlerine sahip şehirler ve bölgeler bulunmaktadır. Ancak bu kez de karşımıza başka bir sorun çıkmaktadır. Bu şehirlerin önemli bir bölümünde iş imkânları, üretim kapasitesi ve sanayi faaliyetleri ya son derece sınırlıdır ya da mevcut nüfusun ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyede değildir. İnsanlar daha ucuz yaşam ile işsizlik arasında sıkışıp kalmaktadır.

Yaklaşık 86 milyon nüfusa sahip olan Türkiye'nin mevcut ekonomik yapısı, artık bu nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta ciddi zorluklar yaşamaktadır. Kriz her geçen gün daha da derinleşmektedir. Bir zamanlar tahıl depolayan ve buğday ihraç eden bir ülke olan Türkiye, bugün Ukrayna başta olmak üzere çeşitli ülkelerden buğday ithal etmek zorunda kalmaktadır.

Ancak yaşananlar yalnızca ekonomik göstergelerle açıklanabilecek bir kriz değildir.

Asıl büyük tehlike, ekonomik sorunların da ötesinde olan toplumsal çürümedir.

İnsanların psikolojileri giderek bozulmakta, kadın cinayetleri neredeyse her gün veya her hafta gündeme gelmekte, büyük şehirlerde trafikte başlayan tartışmalar ağır yaralama ve cinayetle sonuçlanabilmektedir. Gençler mafyatik suç örgütlerinin eline düşmekte, uyuşturucu kullanımı yaygınlaşmakta, kültürel ve sanatsal yozlaşma derinleşmekte, ülkenin yetişmiş insan gücü ise fırsat bulduğu anda ülkeyi terk etmeye çalışmaktadır. Özellikle eğitimli ve nitelikli gençlerin yurt dışına yönelmesi, ülkenin geleceği açısından son derece ciddi bir beyin göçüne dönüşmüştür.

Benim için asıl tehlike budur.

Ekonomik krizler zaman içinde çeşitli yöntemlerle aşılabilir. Ancak toplumsal yozlaşmanın, kutuplaşmanın, ahlaki ve kültürel çöküşün onarılması çok daha uzun yıllar, çok daha büyük bedeller ve çok daha ağır mücadeleler gerektirir.

Bütün yazılarımda sizlere aynı şeyi söylüyor, hatta bir anlamda yalvarıyorum:

Benim gelişmiş ülkelere gitmek istememin nedeni daha fazla para kazanmak ya da daha konforlu yaşamak değildir. Ben gerçek anlamda huzuru arıyorum.

Bu ülke beni çok üzdü, çok yordu ve sinirlerimi fazlasıyla yıprattı.

Ayrıca kendi ülkemi kötülemek gibi bir niyetim de yoktur. Çünkü bu ülke ve bu vatan için elimden geleni yaptığımı beni tanıyan insanlar bilir. Evet, dünya tarihinde son derece önemli roller üstlenmiş bir ulusun bugün bu hale düşmesi son derece acı ve düşündürücüdür.

Ben bu satırları kolay yazmıyorum.

Durum gerçekten kötü ve geleceğe dair belirsizlikler giderek büyüyor.

Buradan dünyayı yönetenlere, büyük devletlere ve aslında onların arkasındaki dev şirketlere sesleniyorum:

Kapitalizmin ortaya çıktığı ilk dönemlerden itibaren, çeşitli manipülasyonlar ve çıkar ilişkileri aracılığıyla dünyayı büyük ölçüde Makyavelist yöntemlerle yönettiniz. İnsanları birbirine düşman ettiniz. Ulusları karşı karşıya getirdiniz. Az gelişmiş ülkeleri sömürdünüz ve onları sürekli bağımlı hale getirdiniz.

Ancak insanlık, yavaş da olsa uyanıyor.

Bugün dünyanın en güçlü ülkesi olarak gösterilen ABD'de bile çeşitli eyaletlerde büyük toplumsal hareketler, protestolar ve ayaklanmalar yaşandı, yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecek.

Bu yazı bir arşiv notu olarak burada dursun.

İddia ediyorum ki önümüzdeki yıllarda dünyanın her tarafında bireysel ve kitlesel isyan hareketleri ortaya çıkacaktır.

Şimdiye kadar sizin için sorun oluşturan ülkeleri, mümkün olduğunca içeriden desteklediğiniz yapılar ve siyasi aktörler aracılığıyla yönetmeye çalıştınız. Bu mümkün olmadığında ise yüksek maliyetli savaş yöntemlerine başvurdunuz.

Fakat bu kez karşınızda tek bir ülke ya da belirli ülkelerden oluşan bir blok bulunmuyor.

Bu kez karşınızda; sessiz, derinden öfkeli, yıllardır biriken adaletsizliklerin yükünü taşıyan milyarlarca insan bulunuyor.

Dünyanın her köşesinde aynı anda ortaya çıkabilecek toplumsal öfkeyi durdurabilecek ne bir orduya ne de yeterli bir baskı mekanizmasına sahip olacaksınız.

Maalesef kapitalizm ve neo-liberal politikalar konusunda aynı ısrarı sürdürürseniz, dünyayı sonuçlarını önceden hesaplayamayacağınız büyük bir felakete sürükleyebilirsiniz.

Bu yoldan dönünüz.

İnsanlığa ve doğaya zarar veren bu anlayışı terk ediniz.

Eğer bu şekilde devam ederseniz, sizi ne büyük ordularınız ne milyar dolarlık özel sığınaklarınız ne de teknolojik üstünlükleriniz kurtarabilir.

Çünkü öfke büyüyor.

Bu sistemi siz kurdunuz ve onu değiştirmek de öncelikle sizin elinizde.

İnsanlığın ve doğanın boğazına dayadığınız kılıcı geri çekin.

Çünkü o kılıcı kullanmaya devam ederseniz, keseceğiniz şey yalnızca başkaları olmayacaktır.

Sonunda, herkesle birlikte kendinizi de yaralayacak ve yok oluşa sürükleyeceksiniz.


👁 ... kez okundu
Bu yazıyı paylaş:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

PAYLAŞ f X WA TG @
1. Türk Romanları 2. Dünya Edebiyatı
Home World News Contact Me Support And Donations Earn Extra Income Turkey News Calculator Currency Conventer World Map 100 Movies to Watch Before You Die
📚 Must-Read Novels
1. Türk Romanları 2. Dünya Edebiyatı
♫ LAMURVAZ MUSIC 50%